OZAN ASEFİ(ASEF GÜNEŞLİ)

OZAN ASEFİ(ASEF GÜNEŞLİ)
1961 yılında Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinin İkizpınar Köyünde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra çobanlık ve çiftçilik yaptı. Çocuk yaşlarında babasının kitaplığından Karacaoğlan ve Köroğlu deyişleriyle tanıştı. Halk müziğine ve saza karşı büyük bir sevgi besleyerek yetişti. 19 yaşındayken kazandığı ilk maaşıyla bir saz aldı ve sazı kendi imkânlarıyla öğrendi. O günden beri kendi eserlerini besteleyerek çalıp söylemektedir.
                                                                 

OZANLIK NEDİR?

|


Ozanlık


Aşıklık ve halk ozanlığı Anadolu'da toplumun öncüsü olmuş bir gelenek, halka mal olmuş bir kültürdür. Yaşamını halkla birlikte idame ettiren ozan, sazıyla sözüyle halkın sesidir.

Toplumdaki olumlu ya da olumsuz gelişmeler, ozanın sazına, sözüne ve sesine konu olur. Ozanlarımız toplumun sorunlarını dile getirmek, olup biteni daha erken görme ve gelecek nesillere mesaj verme özellikleriyle de tanınmıştır.
Böylece halka mal olmuşlardır. Ozanlık geleneğinde tabiat sevgisi vardır, vatan sevgisi vardır, hak sevgisi vardır. Halkın bağrından kopar ve temsil ettiği toplumun sorunlarını, mesajlarını sazıyla anlatır.

Yaşadıkları dönemlerde her halk ozanının farklı bir yeri vardır. Ama tüm halk ozanlarımızın buluştuğu yer, halkın gönlüdür.
Tarih boyunca ozanlık ve halk edebiyatı çeşitli dönemlerden geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Dünya var oldukça ulusların ozanları ve şairleri de olacaktır. Aşıklık, halk ozanlığı geleneği de süreç içinde siyasi ve ekonomik sorunlar yaşasa da Türk kültürünün vazgeçilmez simgelerinden biri olma özelliğini daima korumuş ve korumaktadır.

Ozanlık ve Aşıklık Gelenekleri Arasındaki Temel Farklar

Türk kültür tarihinin en köklü kurumlarından olan ozanlık ve aşıklık kavramları, genellikle birbirinin yerine kullanılsa da hem tarihsel gelişim hem de icra özellikleri bakımından belirgin farklara sahiptir. Bu iki gelenek, Türk toplumunun sözlü kültür mirasını şekillendiren ana damarlardır.

Tarihsel Dönem ve Köken Farkı

Ozanlık geleneği, Türklerin İslamiyet öncesi dönemine kadar uzanan en eski sözlü edebiyat temsilciliğidir. Eski Türklerde bu kişilere "kam", "boksı" veya "şaman" gibi isimler verilmiştir. Ozanlar, toplumun bilge kişileri olarak kabul edilir ve genellikle kopuz eşliğinde destanlar anlatır. Aşıklık geleneği ise Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra, özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda şekillenmeye başlamıştır. Bu gelenek, tasavvuf kültürüyle harmanlanmış ve kopuzun yerini sazın veya bağlamanın almasıyla gelişimini sürdürmüştür.

Tematik ve İçeriksel Değişimler

Ozanlar, İslamiyet öncesi dönemde daha çok kahramanlık, savaş, göç ve doğa gibi toplumsal temaları işler. Anlatılan metinler genellikle anonim özellikler taşır ve toplumun ortak hafızasını temsil eder. Aşıklık geleneğinde ise bireysellik ön plana çıkar. Aşıklar, "badeli aşık" kavramıyla birlikte rüyasında bir pir elinden dolu içerek bu yeteneği kazandıklarına inanır. Bu gelenekte ilahi aşk, beşeri aşk ve toplumsal yergi gibi konular daha geniş yer tutar.

Uygulama ve İcra Farklılıkları

Ozanlık döneminde şiirler daha çok hece vezninin erken formlarıyla söylenir ve dini törenlerde icra edilir. Aşıklık geleneğinde ise belirli bir usta çırak ilişkisi esastır. Bir aşığın yetişmesi için bir ustanın yanında eğitim alması, mahlas alması ve atışma gibi teknik becerileri kazanması gerekir. Aşıklar, kahvehanelerde veya düğünlerde karşılıklı atışmalar yaparak söz söyleme sanatındaki maharetlerini sergiler.

YORUMLAR

Yorumlar kapalı.
                                         

KİTAPLAR

KİTAPLAR
 
MENÜ